Ekrem Çulfa Website Konuşmacı Tv Konuk Medya Yazar Aile Evlilik Çift Danışmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu Tavsiye Öneri Teşekkür Şikayet Teklif Adres Telefon Kroki Seda T. İstanbul Esenler Fotoğrafçı – Armut.com
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/EkremCulfa
  • https://www.twitter.com/drekremculfa

Ekrem Çulfa Aile Evlilik Çift Danışmanı                  Tel: 0533 373 81 23  E-Posta:ekremculfa@gmail.com

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret1140595
Üyelik Girişi
Ekrem Çulfa Instagram
Ekrem Çulfa Twitter
Site Haritası
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.634316.7010
Euro17.593417.6639
Hava Durumu
Saat
Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra Kara 05557493919
busra.kara@icloud.com
EGO KİMLİK SÜRECİ
12/07/2021

 

Kimlik; bireyin kendini yaşayışı yani birey olarak benzersiz ve kendine özgü bir tarz içinde var olması ve bu tarzın süreklilik göstermesidir. Kendiliğinden ve doğal olarak oluşan temel belirli yaşantılarımızın birleşimi kimlik duygusunu oluşturmaktadır. Kimlik duygusu, egonun yaşantıları gözleyici ve örgütleyici işlevlerinin ürünü şeklinde görülmelidir. Kimlik oluşumu egodaki ruhsal yapıların sağlam ve tutarlı bir nitelik kazanması sürecidir; yeni bir ruhsal yapının oluşma süreci değildir.

Kişilik gelişimi zamanı geldikçe birbirine bağlı olarak gelişen sekiz aşamadan oluşmaktadır. Her aşamada bir olumlu bir de olumsuz duygu bulunmaktadır. Bu duygulardan hangisi baskın olursa, o evrenin ruhsal-toplumsal bunalımının konusunu o duygu oluşturmaktadır. Gelişimin yönünü ise, ruhsal-toplumsal bunalımların çözümlenme şekli oluşturmaktadır.

Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Bebekler doğumdan sonraki ilk bir iki yıl çevresindeki insanların bakımına muhtaçtır. Bebeğe yeterli derecede ilgi ve sevgi gösterilmemesi, bakımına dair aksamaların olması ya da bebeğin ihtiyaç duyduğu anda etrafındaki kişilerin bebeği önemsememesi kişilik gelişimini etkilemektedir. Bebek güven duymak istemektedir. Onun için dünya ve insanlar iyidir. Bazı çocuklar yeterli ilgi ve sevgiyi göremezler ve temelde güvensizlik duygusu geliştirirler. Temel güven, yaşamsal bir kişiliğin ve bir kimlik duygusunun temel yapısı olarak görmektedir.

Bu dönemde bebekte gelişmesi istenen duygu temel güvendir. Bu dönemde bebek annenin geçici yokluğuna katlanabilmek, annesinin geri döneceğine ve her zaman olduğu gibi kendisine bakmaya devam edeceğine güven duymak istemektedir.

Yaşamının ilk yıllarında bebek, ihtiyaçlarını fark etmesi, ihtiyaçlarının karşılanmasında gecikmelerin olması ve ihtiyacının karşılanması döngüsünü fark edip uyum sağladığında, zaman kavramını da anlamaktadır. Bu evrenin temel gücü umuttur. Anneyle ilişkisinde güven yaşayan bebek, ihtiyacının karşılanacağına güven duymaktadır. Aynı zamanda bebekte bir umut duygusu belirmektedir. Beklediği halde ihtiyacı karşılanmayan bebek, güvensizlik duygusu oluşturmaktadır. Umut, gelecekte ihtiyaçların karşılanacağı, isteklerin yapılacağına inanmak olduğundan yaşanılan andaki güvensizlik duygusuyla daha kolay başa çıkılmakta ve gelecekten iyi şeyler beklenmektedir. Güven sarsılsa bile umut canlı kalmaktadır.

İlk dönemden çıkarılan kimlik duygusu: İçimde yaşattığım ve başkalarına verdiğim umut neyse, ben oyum şeklindedir.

Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç

Birinci yaşın sonunda yürümeye başlayan çocuk, yürümeyle birlikte hız kazanan yer değiştirme yeteneğini, çevresini tanıma ve öğrenme için kullanmaya başlamaktadır. Çocukların çevrelerini tanıma isteklerine ebeveynleri karşı çıkıp, bebeğin davranışlarına bazı kurallar getirmektedirler.

Bir buçuk yaşından itibaren çocuklar, kasların gelişimiyle dışkı veya idrarlarını tutabileceklerini ve bırakabileceklerini keşfetmektedirler. Bu durum çocuklar için en önemli özerklik girişimidir. Fakat ebeveynler dışkılama ve idrar çıkarmayı da çevreyi tanıma girişiminde olduğu gibi kontrol altında tutmak istemektedirler. Ana babanın bu davranışı ile çocuğun özerklik girişimi çatışmaya başlamaktadır. O zamana kadar koşulsuz sevilen, her yaptığı onaylanan çocuk, ana babaya duyduğu güvene karşı kuşku duymaya başlamaktadır. Bu dönemde anne babaların katı kuralları koyması, katı yaptırımlarla yaklaşması, çocuğa bağırıp çağırıp sevgisini esirgemesi gibi psikolojik cezalar çocukların özerklik girişimlerinden utanç duymalarına sebep olmaktadır. Bu duygu suçluluk duygusunun temelidir.

Özerklik evresinden çıkarılan kimlik duygusu: Özgür irademle isteyebildiğim neyse, ben oyum.

Girişimciliğe Karşı Suçluluk

Motor becerileri ve dil gelişiminin çok hızlı olduğu 3-6 yaş arasındaki çocuklar, her şeye ilgi duymakta, öğrenme güdüleri ve merakları çok yüksek olmakta ve hem sosyal hem de psikolojik çevrelerini keşfetme istekleri günden güne artmaktadır. Çocuk kendini keşfetmek, kendi güçlerini, becerilerini tanımak, yeteneklerinin farkına varabilmek için sürekli hareket etmektedir. Çocuklardaki, bu girişimcilik anne-babalar tarafından desteklenmelidir.

Bu dönemde çocuklar diğer çocuklarla da etkileşim halindedir ve sosyal dünyada yaşamanın zorluklarını fark etmektedir. Kendine oyun arkadaşı arayabilen, oyunlar ve sosyal etkinlikler düzenlemeyi öğrenebilen çocukların girişkenlik duygusu gelişmeye başlamaktadır.

Beş yaşına doğru süperego bir ruhsal yapı olarak ortaya çıkmaktadır. Süperego, kişiye bazı isteklerinin yanlışlığını belirten ve yasak amaçlara ulaşmadaki girişimlerin suçluluk hissi uyandırmasına neden olan bir iç örgütlenme, girişimlerin yönlendiricisidir. Süperegonun oluşumu ile çocuk büyüdüğünde nasıl biri olmak istediğini oluşturmaya başlamaktadır.

Bu evreden çıkarılan kimlik duygusu: Gelecekte kim olmayı düşleyebiliyorsam, ben oyum şeklindedir.

Başarıya Karşı Aşağılık

Çocuğun kişilik gelişiminin dördüncü evresi olan bu dönem 6-12 yaşları arasını kapsamakta, çocuğun ilkokul yıllarına denk gelmekte ve başarıya karşı aşağılık duygusu özetlenmektedir. Çocuğun dünyasına okulun girmesiyle sosyal dünyası artmaktadır. Çocuk üzerinde anne babanın etkisi azalırken, öğretmen ve arkadaşlarının etkisi artmaktadır.

Okul çağı çocuklarında başarı ya da aşağılık duygusunun gelişmesinde ve çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde öğretmenler ve ebeveynler oldukça etkilidir. Öğrencilerin başarısızlığı vurgulanmamalı, başarabileceği alanlara yöneltilerek ona destek olunmalıdır. Çocuğun ufak başarıları pekiştirilmeli, çocuğun yeteneğinin üstünde başarı beklenmemelidir.

Öte yandan, yaptığı işlerde çevreden onay alamayan çocuklarda ise iş kimliği gelişimi aksamakta ve aşağılık duygusu ön plana çıkmaktadır. Bunun bir nedeni, yakın çevresindeki yetişkinlerin duyarsızlık ve ilgisizliği, başka bir nedeni ise ürettiği işlerin yetişkinler tarafından anlamsız bulunması ve çocuğun iç dünyasındaki anlamlı işler becerdiğine ya da becereceğine yönelik inancın sarsılması olabilmektedir.

Okul dönemi çocuğunun bu evreden çıkarılan kimlik duygusu: İş yapma konusunda öğrenebildiğim neyse, ben oyum.

Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası

Psikososyal gelişimin beşinci evresi olan bu dönem, ergenlik yıllarını kapsamaktadır ve ‘kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası’ olarak özetlenmektedir. Bu dönem, yaşamımızın en zor kısmı sayılabilmektedir. Ergen fizyolojik olarak olgunlaşmış ve cinsel devrimle çocukluktan çıkmış olmasının yanında, rolünün ne olduğuyla ilgili karmaşa yaşamaktadır, yani ne çocuktur ne de yetişkin. Buna bağlı olarak ergen, kendisine kilit soruyu sorar: Ben kimim? Ergen bu soruyu başarılı bir şekilde yanıtlarsa bir kimlik duygusu geliştirmekte, kişisel değerleri ve dinsel inançları konusunda sağlam kararlar verebilmektedir. Kim olduğunu anlamakta, kimliğini kabul etmenin yanında takdir de etmektedir. Ancak birçok ergen, güçlü bir kimlik duygusu oluşturamamakta ve rol karmaşası yaşamaktadır.  Kimlik arayışındaki ergen, bebeklik döneminin ilk yıllarında nasıl ki yakın çevresiyle güvenilir ilişkiler kurarak umut ve güven duygusu kazanmayı öğrendiyse, bu dönemde de yaşadığı toplumla güvenilir sosyal ilişkiler kurarak kimlik duygusu kazanmaya çalışmaktadır.

Bu dönemden çıkarılan kimlik ögesi ise, ‘Özgürce isteyebildiğim neyse, ben oyum’ şeklindedir.

Yakınlık Kurmaya Karşı Yalnızlık

Genç yetişkinlik evresi olan bu dönemde, bir önceki dönemde edinilen kimlik duygusu sevgi ve sosyal ilişki dahilinde yeniden denenip kaynaştırılmaktadır. Bu dönemde birey eşini ve işini seçerek, iki eş olarak cinselliğin kaynaştırdığı yakınlığı, iki arkadaş olarakta sevgi, sadakat ve güvenilirliğin kaynaştırdığı yakınlığı görülmektedir. Hem bundan sonraki adıma hazırlık olarak hem de geleceğe bakarak birey, kuracağı aile ve yetiştireceği çocuklar veya başaracağı büyük işler (ortak işler kurup zengin olma, ülkenin sorunlarının çözülmesi vb.) konusunda ilişkilerinde sıkı bir yakınlaşma yaratmaktadır.

Eğer bireyin kimlik duygusunda zayıflıklar varsa, kurduğu yakın ilişkileri de zayıf olan bireyde kişiliğini tamamen yitirme korkusu olabilmektedir. Bu duruma bağlanma korkusu adı verilmektedir. Bağlanma korkusu olan kişilerin ilişkileri yüzeysel ve güven vermeyen ilişkiler olup, karşı cinsle, iş arkadaşlarıyla ve toplumdaki diğer fertlerle derin ilişkiler kurmakta sıkıntı yaşamaktadırlar. Böylelikle ya yalnız bırakılmakta ya da kendilerini geri çekerek yalnızlığı tercih etmektedirler.

İki sevgili, eş ya da yakın arkadaş olarak bu evreden çıkaracak kimlik duygusu, neye sevdalıysak biz oyuz dur.

Üretkenliğe Karşı Durgunluk

Orta yaş dönemine gelen denk gelen bu dönemde yaşanılan bunalım üretken olmak ya da üretken olamamanın sonucunda yaşanan durgunluk arasındaki çatışmadır. Üretkenliğin en temel amacı gelecek kuşağı oluşturmaktır. Bu dönemde çocukların yetiştirilip eğitilmesi, eşle olan ilişkinin sevgi ve aşk ile devam etmesi amaçlamaktadır. Birey bu dönemde topluma katkı sağlamak istemektedir.

Bazı bireylerde ise bu çabalar iki aşırı uçta görülebilmektedir. Birey kendini, tüm zamanını ve emeğini işine veya siyasi amaçlarına adayabilmekte ya da her şeye karşı koyarak hiçbir şey üretemeyebilmektedir. Bu duruma verimsizlik denir ve birey topluma ve kendi gelişimine katkıda bulunmamaktadır. Bireyin kendine ve topluma karşı kendini sorumlu hissetmesi hem kendine hem de diğer kişilere özen göstermesini sağlamaktadır. Bu dönemde bu durum denge olarak adlandırılmaktadır. Dengenin kurulamaması ise orta yaş krizine sebep olmakta ve birey genel olarak mutsuzluk yaşamaktadır. Denge yaşayamayan birey, işini bırakabilmekte, eşinden ayrılabilmektedir.

Bu evrenin kimlik duygusuna katkısının belirtilmemesi, Neyi üretmeye tutkunsam, ben oyum gibi bir kimlik öğesi çıkarılabilir mi diye düşündürmektedir.

Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

Yaşlılık çağına denk gelen bu dönemde, birey ölüme yaklaşmakta ve kendi yaşantısını gözden geçirmektedir. Geçmiş yaşamından memnun olan, amaçlarını gerçekleştirmiş olan bireyler derin bir huzur duygusu yaşamaktadırlar. Bu bireyler ölümün, yaşamın bir parçası olduğuna inanır ve ölümü reddetmez, kabullenirler. Diğer insanlara karşı derin bir hoşgörü duymakta ve bütünlük yaşamaktadırlar.

Benlik bütünlüğünün sağlanamadığı takdirde, birey yaşamından dolayı yoğun bir pişmanlık ve doyumsuzluk duymaktadır. Artık yaşamını değiştirmesi için vakit kalmamıştır, ölüme yaklaşmıştır. Böylece derin bir umutsuzluk yaşanmakta ve öfke duyulmaktadır. Bu da insanları sevmeme (aşırı cimrilik, yalnızlık ve benzeri), insanlardan bezme, ölümden korkma gibi özelliklerle dışa vurulmaktadır.

Yaşamın son evresinden çıkarılan kimlik duygusu: Benden geriye ne kalacaksa, ben oyum şeklindedir.

KAYNAKÇA

Arı, R. (2003). Gelişim ve Öğrenme. Konya: Atlas

Burger, J. M. (2006). Kişilik. (Çeviren: Erguvan Sarıoğlu). İstanbul: Kaknüs.

Dereboy, İ. F. (1993). Kimlik Bocalaması: Anlamak, Tanımak, Ele Almak. Malatya: Özmert Ofset

Kernberg O. (1966). Structural derivatives of object relationships. The International journal of psycho-analysis47(2), 236–253.

 

Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra KARA

busra.kara@icloud.com



123 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BİR İLİŞKİDE SÜREKLİ KENDİ İSTEDİĞİNİ YAPTIRMAK İSTEYEN BİRİYLE NASIL BAŞ EDİLEBİLİR? - 09/06/2022
İletişimde ve ilişkilerde en büyük problemlerden biri de bir tarafın sürekli kendini haklı görmesi ve sürekli her istediğini yaptırmaya çalışmasıdır.
İLİŞKİLERDE KURTARICI ROLE SAHİP OLMAK - 30/05/2022
Kurtarıcı olmak senin kendi sorumluluğunda olmamasına rağmen karşıdakinin her şeyiyle ilgili kendini sorumlu hissetmen yada onun sana bunu yüklemesidir.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ ÇOCUKLARA CİNSEL EĞİTİM - 25/04/2022
Çocukların kendi fiziksel özellikleri hakkında bilgi vermek, karşı cinsten hangi açılardan farklı olduğunu aktarmak, iyi ve kötü dokunuşları ayırt edebilmesini öğretmek gerekir.
SUÇLULUK DUYGUSU - 07/04/2022
Eğer ortada bir hata varsa, suç işlendiyse veya haksızlık yapıldıysa o zaman yaşanan suçluluk duygusu çok insani ve olması gereken bir duygudur. Suçluluk duygusu olaya bağlı olarak yeri ve zamanında yaşandığında zararlı bir duygu olmamaktadır.
HAYIR DİYEMEMEK NASIL İLETİŞİM VE İLİŞKİ SORUNLARI YARATIR? - 25/03/2022
Bir insan karşısındaki kişiye hayır diyemiyorsa öncelikle neden hayır diyemediğini bulması gerekmektedir. Bu durumda ya bir beklenti vardır ya da o kişiyle ilgili korkup kaygılanılan bir şey vardır.
İNSANLARIN BİRBİRİNE BENZEYEN VE İSTENMEYEN KİŞİLERİ DÖNGÜ OLARAK HAYATINA ÇEKMESİNİN NEDENLERİ - 18/02/2022
İlişkilerde her zaman bir denge olmalı, bazen biri idare ederken bazen de diğeri idare etmelidir. Bir ilişkide sürekli aynı kişi alttan alıyorsa veya idare ediyorsa orada bir sorun var demektir.
İLİŞKİDE DEĞERSİZ HİSSETMEYE NEDEN OLAN DAVRANIŞLAR - 11/02/2022
Değersizlik duygusunu her insan hissedebilmektedir. Bunun cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum vs. gibi etkenleri bulunmamaktadır.
BİLİŞSEL ÇARPITMALAR - 21/01/2022
Bilişsel çarpıtmalar, bireyin duygularını ve bununla bağlantılı fizyolojik ve davranışsal tepkilerini etkileyen, herhangi bir durum değil, o duruma ilişkin kişinin yaptığı yorumlardır.
EKONOMİK KRİZ VE İNSANLARA ETKİLERİ - 16/01/2022
Ekonomide yaşanan krizlerin toplumlar üzerindeki temel sosyoekonomik etkileri gelirin azalması, işsizlik ve bunların sonucu olarak yaşam standartlarının olumsuz yönde değişmesi,sosyal sınıflar arasındaki gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun artmasıdır
 Devamı