Ekrem Çulfa Website Konuşmacı Tv Konuk Medya Yazar Aile Evlilik Çift Danışmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu Tavsiye Öneri Teşekkür Şikayet Teklif Adres Telefon Kroki Seda T. İstanbul Esenler Fotoğrafçı – Armut.com
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/EkremCulfa
  • https://www.twitter.com/drekremculfa

Ekrem Çulfa Aile Evlilik Çift Danışmanı                  Tel: 0533 373 81 23  E-Posta:ekremculfa@gmail.com

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret1140595
Üyelik Girişi
Ekrem Çulfa Instagram
Ekrem Çulfa Twitter
Site Haritası
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.634316.7010
Euro17.593417.6639
Hava Durumu
Saat
Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra Kara 05557493919
busra.kara@icloud.com
EKONOMİK KRİZ VE İNSANLARA ETKİLERİ
16/01/2022

 

Ekonomik kriz, bir ekonominin ya da ülkenin finansal krizle birlikte bir gerileme dönemine girmesini ifade etmektedir. Bu durumda ülkede genellikle gelir düzeyinde düşme, likidite düzeyinde azalma, enflasyon ya da deflasyona bağlı olarak fiyatlarda değişme, işsizlik oranlarında artma ile ticaret hacminde ve yatırımlarda düşme yaşanmaktadır. Küreselleşmenin hızına bağlı olarak ülkeler arası entegresyondan dolayı krizlerin etkisi çok geniş çaplı olabilmektedir.

Ekonomide yaşanan krizlerin toplumlar üzerindeki temel sosyoekonomik etkileri gelirin azalması, işsizlik ve bunların sonucu olarak yaşam standartlarının olumsuz yönde değişmesi, sosyal sınıflar arasındaki gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun artması şeklindedir. Dünya Bankası yoksulluğu, daha çok parasal gelir yokluğu/azlığı açısından tanımlarken Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) yoksulluğu, insanî gelişme için zorunlu olan fırsatlardan (yaşam boyu sağlık, yaratıcı bir yaşam, ortalama bir yaşam standardı, özgürlük, kendine güven, saygınlık vb) mahrum olma şeklinde tanımlayarak, kavramı daha geniş bir biçimde ele almaktadır. Ekonomik krizlerin, her iki yönü ile de yoksulluğu daha fazla derinleştirmesi kaçınılmazdır. Yoksulluktaki artış ise sağlık düzeyini daha da kötüleştirmektedir.

Özellikle sosyal ve ekonomik koşullar, yoksulluk, sosyal dışlanma, işsizlik, olumsuz barınma koşulları ve kötü beslenme, sağlığı ve yaşam kalitesini çok güçlü bir şekilde etkilemektedir. Yoksullar daha iyi koşullara sahip bireylere kıyasla hem daha fazla hasta olmakta hem daha erken yaşta ölmektedir. Bu durum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki yoksul gruplarda görülmektedir. Avrupa Kıtası ülkelerinin büyük çoğunluğu yüksek ve orta gelirli ülkelerden oluşmasına karşın hayatta kalma, sağlıklı ve kaliteli bir yaşama sahip olma, bu ülkelerde de bireylerin ve ailelerin sosyoekonomik konumlarına bağlıdır. Kadınlar, çocuklar ve yaşlıların genellikle krizlerden en çok etkilenen gruplar olduğu bilinmektedir. Bu sebeple, krizlerde bu tür savunmasız grupların gözetildiği etkin ve esnek müdahalelerin planlanması, etkili iletişimin sağlanması, hızlı değerlendirmelerin yapılması ve deneyimin paylaşılması gerekmektedir.

Krizlerin sağlığa etkileri farklı mekanizmalar üzerinden tanımlanabilmektedir. Bunlardan birincisi kriz döneminde toplumun büyük kesiminin yoksullaşması ve işsizliğin artması sonucunda sağlık düzeyinin olumsuz etkilenmesidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Komisyonu Raporuna göre krizler, sağlığın pek çok sosyal belirleyicisini olumsuz etkilemekte ve dolayısıyla sağlığı çok yönlü olarak tehdit etmektedir. İkinci mekanizma ise, kriz dönemlerinde şekillenen sağlık sisteminin toplum sağlığına olan olumsuz etkileridir.

Ekonomi ve sağlık arasında karşılıklı bir ilişki vardır, sağlıklı ekonomiler için sağlıklı toplumlar gereklidir. Sağlıklı bireylerin daha yaratıcı oldukları, daha kolay iş bulabildikleri, buldukları işlerde daha verimli çalıştıkları, güvensizlik ve stres durumları ile daha iyi başa çıktıkları bilinmektedir. Sağlığı geliştirici ve koruyucu müdahalelerin yoksulluğun azaltılmasına ve sosyal kalkınma ve güvenliğin sağlanmasına önemli katkısı bulunmaktadır, ancak her şeyden daha önemlisi, sağlık temel bir insan hakkıdır.

Dünya Sağlık Örgütü Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Komisyonu tarafından ortaya konulan bilimsel kanıtlar, sağlığın; eğitim, iş ve sosyal haklar gibi etmenlerden fazlasıyla etkilendiğini göstermektedir. Bu sebeple krizden en çok etkilenenler, risk yönetimi olanakları kısıtlı olan yoksullar olacaktır. Yoksulların, kriz olmayan dönemlerde bile sağlık açısından dezavantajlı oldukları görülmektedir. Mooney, bu duruma İngiltere’den bir örnek vererek 2005-2007 yıllarında İngiltere’nin en zengin ve en fakir bölgelerinde oturanların beklenen yaşam süreleri arasında yaklaşık 10 yıl fark olduğunu ve bu farkın yıllar içinde giderek arttığını belirtmektedir.

Kriz dönemlerinde, ekonomik güçlük yaşayan bireyler kısa vadede reçete edilen ilaçları alamama, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini erteleme, aile içi şiddet ve ruh sağlığı sorunları ile daha fazla karşılaşma riski taşımaktadırlar. Uzun vadede ise, tıbbi tedavilerin sürdürülememesi, hastalık prevalanslarının artmasına, kronik hastalıkların komplikasyonlarının ortaya çıkmasına ya da bulaşıcı hastalıklara yakalanma durumunda ilaçlara karşı direncin artmasına yol açabilmektedir. Tüm bunlara ek olarak krizin yarattığı stres, sağlıklı yaşam davranışlarının terk edilmesine ya da alkol, madde kullanımı gibi riskli davranışların çoğalmasına sebep olabilmektedir.

Krizin sağlığa etkileri kapsamındaki bir diğer sorun da gelirin azalmasına bağlı olarak beslenme alışkanlıklarının değişmesidir. Düşük gelirli bireyler ya da aileler daha ucuz olan hazır gıda tüketimine yönelmekte, bu da obezite prevalansını artırabilmektedir. Bebek ve çocuklar ise malnutrisyonun yol açtığı büyüme-gelişme (fiziksel ve zihinsel) bozuklukları ile karşılaşmaktadır. Sağlıklı gıda yoksunluğu ve malnutrisyon, bireyleri hastalıklara daha yatkın kılacağından, ekonominin olumsuz etkilendiği bir kısırdöngü yaşanması muhtemeldir.

Kriz, ulusal sağlık sistemlerini, tıpkı makasın iki ucu gibi, artan harcamalar ve azalan kaynaklar arasında bırakmaktadır. Sağlık harcamalarının artması, krizin neredeyse önlenemez bir yan etkisi olarak, ülke paralarının değer kaybetmesine bağlıdır. Bu durum ilaçların, şırınga ve otoklav gibi diğer tıbbî bakım malzemelerinin, ithal edilen tüm sağlık malzemelerinin ve teknolojilerinin fiyatlarının artmasına sebep olmakta bu da sağlık sistemlerini zorlamaktadır. Kriz dönemlerinde sağlık için ayrılan kaynakların azalması bir diğer sorundur. Gelirin düşmesi, özel sağlık harcamalarını da azaltmaktadır.

Dünya Bankası, küresel ekonomik krizin özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kadın ve çocukları derinden etkileyeceğini; bunun da bebek ölümlerinin artması, kız çocuklarının okuldan alınması, çalışan kadınların işten çıkarılması ya da kazançlarının düşmesi şeklinde ortaya çıkabileceğini belirtmektedir. Savunmasız gruplara daha fazla maddî destek sağlanması gerektiğini vurgulayan Dünya Bankası, yaşanan krizin yılda en az 400.000 çocuğun daha ölümüne yol açabileceğini vurgulamaktadır. Banka, kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışılmaya devam edilmesinin, krizin etkilerini azaltacağını vurgulamaktadır.

İşsizliğin intiharla ilişkisi ise yüz yılı aşkın bir süredir bilinmektedir. İşsizliğin sosyal izolasyonu artırdığını, sosyal izolasyonun da intihar riskinde artışa sebep olduğu belirtilmektedir.

Ulusal ve uluslararası literatürdeki çalışmaların tümü, ekonomik krizlerin sağlığı çok yönlü olarak tehdit ettiğine işaret etmektedir. Ekonomik krizlere karşı ulusal düzeyde çeşitli önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Ne var ki bu çabalar, özellikle gelişmekte olan ülkeler düzeyinde, toplumları ve savunmasız grupları yalnızca ekonomik açıdan değil, sosyal açıdan ve sağlık açısından da krizin etkilerinden korumak için yeterli gözükmemektedir. Sağlığın korunması yolunda, sağlığın belirleyici sosyoekonomik faktörleri olan yeterli eğitim, altyapı, gelir güvencesi, adil gelir dağılımı, sosyal adaletin sağlanması, ayrıca barınma, beslenme, iş güvencesi ve güvenli çalışma ortamı gibi etkenlerin de iyileştirilmesi ve sürdürülmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, kamunun sunduğu sağlık güvencesinin sağlanması, ulaşılabilir temel sağlık hizmetlerinden ödün verilmemesi ve sağlık alanındaki eşitsizliklerin azaltılması için hem uluslararası hem de ulusal düzeyde tüm sektörlerin katılımına, daha fazla araştırmaya ve daha fazla çabaya ama özellikle geçmiş deneyimleri göz önüne almaya gereksinim vardır.

KAYNAKÇA

Dr.Chan: Geçmişteki Hatalardan Ders Alalım. Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi. http://www. toplumsagligi.org/NewsPopUp.aspx?Id=1272&hl=kriz Erişim tarihi: 19.05.2009.

European Union. Open Letter on Economic Crises and Health, EU Health Policy Forum. Brussels: EU; 2009. p.2

Mooney H. Life expectancy in England between the rich and poor widens for both men and women. BMJ 2009;339:b2775 doi:10.1136/bmj.b2775 (Published 9 July 2009)

Ulaş H, Kaya B. Ekonomik krizin ruh sağlığına etkileri ve çözüm önerileri. TPD Bülteni 2009; 12(1):59-62.

World Health Organization. Health in times of global economic crisis: implications for the WHO European Region. Discussion Paper. Copenhagen: World Health Organization, Regional Office for Europe; 2009. p.1-2.

World Health Organization. The financial crisis and global health, Report of a high-level consultation, Geneva: WHO; January, 2009. p.1-6.

Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra KARA

busra.kara@icloud.com

 



51 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BİR İLİŞKİDE SÜREKLİ KENDİ İSTEDİĞİNİ YAPTIRMAK İSTEYEN BİRİYLE NASIL BAŞ EDİLEBİLİR? - 09/06/2022
İletişimde ve ilişkilerde en büyük problemlerden biri de bir tarafın sürekli kendini haklı görmesi ve sürekli her istediğini yaptırmaya çalışmasıdır.
İLİŞKİLERDE KURTARICI ROLE SAHİP OLMAK - 30/05/2022
Kurtarıcı olmak senin kendi sorumluluğunda olmamasına rağmen karşıdakinin her şeyiyle ilgili kendini sorumlu hissetmen yada onun sana bunu yüklemesidir.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ ÇOCUKLARA CİNSEL EĞİTİM - 25/04/2022
Çocukların kendi fiziksel özellikleri hakkında bilgi vermek, karşı cinsten hangi açılardan farklı olduğunu aktarmak, iyi ve kötü dokunuşları ayırt edebilmesini öğretmek gerekir.
SUÇLULUK DUYGUSU - 07/04/2022
Eğer ortada bir hata varsa, suç işlendiyse veya haksızlık yapıldıysa o zaman yaşanan suçluluk duygusu çok insani ve olması gereken bir duygudur. Suçluluk duygusu olaya bağlı olarak yeri ve zamanında yaşandığında zararlı bir duygu olmamaktadır.
HAYIR DİYEMEMEK NASIL İLETİŞİM VE İLİŞKİ SORUNLARI YARATIR? - 25/03/2022
Bir insan karşısındaki kişiye hayır diyemiyorsa öncelikle neden hayır diyemediğini bulması gerekmektedir. Bu durumda ya bir beklenti vardır ya da o kişiyle ilgili korkup kaygılanılan bir şey vardır.
İNSANLARIN BİRBİRİNE BENZEYEN VE İSTENMEYEN KİŞİLERİ DÖNGÜ OLARAK HAYATINA ÇEKMESİNİN NEDENLERİ - 18/02/2022
İlişkilerde her zaman bir denge olmalı, bazen biri idare ederken bazen de diğeri idare etmelidir. Bir ilişkide sürekli aynı kişi alttan alıyorsa veya idare ediyorsa orada bir sorun var demektir.
İLİŞKİDE DEĞERSİZ HİSSETMEYE NEDEN OLAN DAVRANIŞLAR - 11/02/2022
Değersizlik duygusunu her insan hissedebilmektedir. Bunun cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum vs. gibi etkenleri bulunmamaktadır.
BİLİŞSEL ÇARPITMALAR - 21/01/2022
Bilişsel çarpıtmalar, bireyin duygularını ve bununla bağlantılı fizyolojik ve davranışsal tepkilerini etkileyen, herhangi bir durum değil, o duruma ilişkin kişinin yaptığı yorumlardır.
ADDICTION - 12/12/2021
Addiction is defined as taking a substance to achieve a certain effect, continuing to take the substance despite the physical, mental or social problems that arise in this process, and increasing the amount of the substance to achieve the same effect
 Devamı