Ekrem Çulfa Website Konuşmacı Tv Konuk Medya Yazar Aile Evlilik Çift Danışmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu Tavsiye Öneri Teşekkür Şikayet Teklif Adres Telefon Kroki Seda T. İstanbul Esenler Fotoğrafçı – Armut.com
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/EkremCulfa
  • https://www.twitter.com/drekremculfa

Ekrem Çulfa Aile Evlilik Çift Danışmanı                  Tel: 0533 373 81 23  E-Posta:ekremculfa@gmail.com

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret1138355
Üyelik Girişi
Köşe Yazıları
Ekrem Çulfa Instagram
Ekrem Çulfa Twitter
Site Haritası
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.356616.4221
Euro17.497917.5680
Hava Durumu
Saat
Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra Kara 05557493919
busra.kara@icloud.com
OBEZİTE
10/04/2021

 

Son 30 yılda obezitede kayda değer bir artış yaşanmakta ve obezite artık dünya çapında önemli bir sağlık sorunu haline gelmektedir. Obez sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Siz bu satırları okurken obezlik oranındaki artış da hiç kuşkusuz sürmektedir.

Obezite bile birlikte birçok sağlık sorunu riskinde artış görülmektedir. Yüksek tansiyon, eklem hastalıkları, uyku apnesi, kalp hastalığı, şeker hastalığı ve kanser bunlar arasında sayılabilmektedir. Bu sorunların tedavisine harcanan paranın her yıl 70 milyar ila 100 milyar dolar arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Ayrıca, obezlerin yaşam ortalaması da 5-20 yıl daha azdır. İşte bu nedenlerden ötürü Dünya Sağlık Örgütü, obezliği en önemli on küresel sağlık sorunu içine almaktadır.  

İnsanlar enerji fazlasını yağ olarak depolayacak şekilde evrimleşmektedir. Bu, beraberinde önemli avantajlar getirmektedir. Bu depo, yemek sıkıntısı yaşanan dönemler için bir tedbir niteliğindedir ve kuraklık dönemlerinde hayatta kalma olasılığını artırmaktadır. Öte yandan, modernleşen dünyada milyonlarca insan için yemek bulmak bir sıkıntı olmaktan çıkmaktadır. Besin kaynakları istikrarlı ve kolaylıkla büyük miktarlarda enerji yoğunluklu besin maddeleri bulunabilmektedir. Bu sebeple birçok insanın kilo alması şaşırtıcı olmamaktadır. Bazı insanlar için bu sorun daha şiddetli bir hal almakta ve obeziteye dönüşmektedir. Bu şekilde düşünüldüğünde obezite aşırı kronik yağ depolama olarak da tanımlanabilmektedir.

Obezite tanımında beden kitle indeksi (BKİ) olarak adlandırılan istatistiksel veriler kullanılmaktadır. Genel olarak söylemek gerekirse, BKİ’si 18,5’in altındakiler düşük kilolu, 18,5 ila 24,9 olanlar normal, 25,0 ila 29,9 olanlar da fazla kilolu olarak kabul edilmekte ve BKİ’nin 30’un üzerinde olması obeziteye işaret etmektedir. BKİ’nin 40’ın üzerinde olması ya da 45 kiloluk bir kilo fazlalığı morbid obezite olarak adlandırılmaktadır. Bu noktadan sonra fazla kilolar, yürüme gibi temel etkinlikleri engellemeye başlamakta ve birçok sağlık sorunu yaratmaktadır.

Tanı bakımından obezite, bir yeme bozukluğu olmamaktadır. Bununla birlikte, Volkow ve O’Brien’a göre (2007) obezitenin bazı biçimleri, yeme isteğinin aşırı güdülenmesinden kaynaklanmaktadır. Kompülsif yemek tüketimi ve istense bile yemeyi durduramama gibi belirtileri madde kullanımı ve uyuşturucu bağımlılığının belirtilerine benzetilmektedir. Bu da kimilerine göre, obezitenin bir “yeme bağımlılığı” olduğu görüşüne paraleldir. Ayrıca hem obezitenin hem de bağımlılığın beynin güdülenme, ödül ve ket denetiminde rol oynayan bölgelerindeki sorunlarla ilişkili olduğu öne sürülmektedir.

Siz de yüksek kalorili yemeklerle beslendiği halde pek de kilo almayan o tiplerden misiniz? Yoksa, kilo almanıza için adeta bir çikolataya bakmanız bile yetiyor mu? Her halükârda, yemeğe ulaşmanın kolaylaştığı günümüz dünyasında obez olma yatkınlığını belirleyen önemli etkenlerden biri genetik yapıdır. Atalarımızın yaşadığı bir geçmişte kıtlık dönemlerinde hayatta kalmaya yardım ederek önemli avantajlar sağlayan bazı genler, günümüzde bu genleri taşıyanlarda yemek bol olduğunda hemen kilo alma eğilimini arttırıyor olabilmektedir.

Ailedeki davranış örüntüleri de aşırı yeme ve obezite gelişiminde rol oynayabilmektedir. Bazı ailelerde yağ ve kalori oranı yüksek düzeyde olan yiyeceklerle beslenme ya da yemeğe verilen aşırı önem ailenin birçok üyesinde ya da hepsinde obeziteye yol açabilmekte hatta buna ailenin evcil hayvanları bile dahil olabilmektedir. Bazı ailelerde de yemek ya da aşırı yemek duygusal sıkıntılar azaltma ya da sevgi göstermeye yönelik bir alışkanlık halini alabilmektedir. Annesi hamilelik döneminde sigara içen ya da çok kilo alan çocukların 3 yaşında aşırı kilolu olma riskinin yüksek olduğu görülmektedir. Ailenin yemeğe yönelik tutumları önemlidir, çünkü bunların etkileri büyük olasılıkla uzun süre korunmaktadır.

Obezitenin bir “sosyal salgın” olduğunu gösteren verilerde bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre kendimize yakın birisi obez olduğunda bizim de daha sonra obez olma olasılığımız %57 gibi yüksek bir oranda artmaktadır. Bu sosyal aktarımın işleyişi henüz anlamlandırılmamaktadır. Ancak yakın arkadaşlarımızda ya da aile üyelerinde obezite olması, kilo ile ilgili tutumlarımızı değiştirmemize ya da belki de yeme örüntülerimizin etkilenmesine yol açıyor olabilmektedir.

Kendimizi kötü hissettiğimizde çoğumuz yağ ve karbonhidrat oranı yüksek yemeklerde teselli buluruz. Yoğun stres altında olduğunu söyleyen çalışanlar sağlıklı yemekleri daha az tercih ettiklerini ve daha az stresli çalışanlara oranla yağ oranı daha yüksek yemekler yediklerini anlatmaktadır.

Obezite genetik, çevresel ve sosyokültürel etkilerin bir birleşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Obezite tedavisinde ilk adım, ideal olarak, düşük kalorili diyet, egzersiz ve bir tür davranışçı müdahale ile başlamaktadır. Araştırma niteliğindeki çeşitli denemelerde yaşam tarzını değiştirme yaklaşımlarının hastalarda olumlu sonuçlar doğurduğu görülmektedir.

Fazla kilo kaybına yönelik “şok” diyetler ve aşırı tedavi yöntemleri (hastaları hastane ortamında aç bırakma) etkisiz yaklaşımlar olarak görülmektedir. Bu yöntemler kısa vadede kiloda düşüşe neden olmakla birlikte bu kalıcı bir düşüş olmamaktadır. Bu tip yöntemler uygulanan kişilerin genellikle tedaviye başlamadan önceki kilolarını da geçtiği görülmektedir.

 

KAYNAKÇA

Berthoud, H.-R., & Morrison, C. (2008). The brain, appetite, and obesity. Annual Review of Psychology, 59, 55-92. https://doi. org/10.1146/annurev.psych.59.103006.093551

Cota, D., Tschöp, M. H., Horvath, T. L., & Levine, A. S. (2006). Cannabinoids, opioids and eating behavior: The molecular face of hedonism? Brain Research Reviews, 51(1), 85–107. https://doi.org/10.1016/j.brainresrev.2005.10.004

 

Fontaine, K. R., Redden, D. T., Wang, C., Westfall, A. O., & Allison, D. B. (2003). Years of life lost due to obesity. JAMA: Journal of the American Medical Association, 289(2), 187–193. https://doi.org/10.1001/jama.289.2.187

Gillman MW, Rifas-Shiman SL, Kleinman K, Oken E, Rich-Edwards JW, Taveras EM. Developmental origins of childhood overweight: potential public health impact. Obesity (Silver Spring). 2008 Jul;16(7):1651-6. doi: 10.1038/oby.2008.260. Epub 2008 May 1. PMID: 18451768; PMCID: PMC2650814.

Musante, G. J., Costanzo, P. R., & Friedman, K. E. (1998). The comorbidity of depression and eating dysregulation processes in a diet-seeking obese population: A matter of gender specificity. International Journal of Eating Disorders, 23, 65–75.

Volkow, N. D., & O'Brien, C. P. (2007). Issues for DSM-V: Should obesity be included as a brain disorder?[Editorial]. The American Journal of Psychiatry, 164(5), 708–710. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.164.5.708

 

Uzman Klinik Psikolog Hatice Büşra KARA

busra.kara@icloud.com

 

 



354 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ ÇOCUKLARA CİNSEL EĞİTİM - 25/04/2022
Çocukların kendi fiziksel özellikleri hakkında bilgi vermek, karşı cinsten hangi açılardan farklı olduğunu aktarmak, iyi ve kötü dokunuşları ayırt edebilmesini öğretmek gerekir.
SUÇLULUK DUYGUSU - 07/04/2022
Eğer ortada bir hata varsa, suç işlendiyse veya haksızlık yapıldıysa o zaman yaşanan suçluluk duygusu çok insani ve olması gereken bir duygudur. Suçluluk duygusu olaya bağlı olarak yeri ve zamanında yaşandığında zararlı bir duygu olmamaktadır.
HAYIR DİYEMEMEK NASIL İLETİŞİM VE İLİŞKİ SORUNLARI YARATIR? - 25/03/2022
Bir insan karşısındaki kişiye hayır diyemiyorsa öncelikle neden hayır diyemediğini bulması gerekmektedir. Bu durumda ya bir beklenti vardır ya da o kişiyle ilgili korkup kaygılanılan bir şey vardır.
İNSANLARIN BİRBİRİNE BENZEYEN VE İSTENMEYEN KİŞİLERİ DÖNGÜ OLARAK HAYATINA ÇEKMESİNİN NEDENLERİ - 18/02/2022
İlişkilerde her zaman bir denge olmalı, bazen biri idare ederken bazen de diğeri idare etmelidir. Bir ilişkide sürekli aynı kişi alttan alıyorsa veya idare ediyorsa orada bir sorun var demektir.
İLİŞKİDE DEĞERSİZ HİSSETMEYE NEDEN OLAN DAVRANIŞLAR - 11/02/2022
Değersizlik duygusunu her insan hissedebilmektedir. Bunun cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum vs. gibi etkenleri bulunmamaktadır.
BİLİŞSEL ÇARPITMALAR - 21/01/2022
Bilişsel çarpıtmalar, bireyin duygularını ve bununla bağlantılı fizyolojik ve davranışsal tepkilerini etkileyen, herhangi bir durum değil, o duruma ilişkin kişinin yaptığı yorumlardır.
EKONOMİK KRİZ VE İNSANLARA ETKİLERİ - 16/01/2022
Ekonomide yaşanan krizlerin toplumlar üzerindeki temel sosyoekonomik etkileri gelirin azalması, işsizlik ve bunların sonucu olarak yaşam standartlarının olumsuz yönde değişmesi,sosyal sınıflar arasındaki gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun artmasıdır
ADDICTION - 12/12/2021
Addiction is defined as taking a substance to achieve a certain effect, continuing to take the substance despite the physical, mental or social problems that arise in this process, and increasing the amount of the substance to achieve the same effect
TREATMENT MOTIVATION - 03/12/2021
Being motivated means taking action to do something. Motivation is recognized as a key factor in psychological treatments.
 Devamı